11 Ocak 2014 Cumartesi

CAN ŞAFAK: GÜN ZİLELİ İLE HAYATA BAKIŞ

Picture Sendika.org'da Can Şafak'ın Gün Zileli ile sınıf hareketi üzerine bir röportajı yayınlandı.
http://www.sendika.org/2014/01/gun-zileliyle-hayata-bakis-can-safak/
http://www.gunzileli.com/2014/01/04/7242/

Biz de bu röportajı Dazayn'ın anlattığı fikirlerle paralelliği sebebiyle yayınlamak istiyoruz.
Bizim seslendiğimiz insan sayısının azlığı göz önüne alınınca, sınıf hareketi üzerine bu fikirlerin bu kadar deneyimli insanlardan gelmesi, bizi inanılmaz
sevindiriyor. Doğru yolda olduğumuzu gösteriyor.



 Zileli: Tam yüzde yüz ortadan kaldırılamasa bile yüzde doksan denetim altına alınabilirdi bu işçi konseyleri vasıtasıyla. İşçi temsilcileriyle… Canlı ve aşağıdan bir demokrasiyle… İnisiyatif aşağıda olmalı. Ne bileyim, mesela İzmit havzasındaki demir döküm işçilerinin, metal sektöründe fabrikalardan seçilmiş temsilcilerin bir konseyi olur, o belirler. O görev verir. Kalıcı görevler değil, bir dönem verir, hatta o dönem içinde de gerekirse toplanır [görevi] geri alabilir.

Şafak: Sendikaların işyerlerine yakın olmalarını, hatta işyerlerinin içinde olmalarını öneriyorsun.

Zileli: Kesinlikle.

Devamı için dazayn.org'a göz atabilirsiniz...

SAF SOKAK GÖSTERİLERİ ÇIKMAZ SOKAKTIR!

Picture
Tamam insanlar sokağa çıkmayı öğrendiler, bu güzel. Peki de bir işe yaramadığı görüldükçe oluşacak geri çekilmeyi, moral bozukluğunu bundan sonra atılması gereken adımı göstererek aşmak, engellemek yerine, iyi iyi daha öğrensinler diyebilir miyiz? Elimizde yüzde kaçın öğrendiğine, ne kadar öğrendiklerine ilişkin veri yok. Zaten öyle bir veri olamaz. Dolayısıyla yapılması gereken bir sonraki adımı göstermektir. Yani ya sokak ve ardından sınıfsal bir tarafı olmayan bu sebeple de kolaylıkla yedeklenebilecek bir isyan çağrısı ya da çalışan sınıfın varlığını hissetmeye başlaması ve ardından olacaklar. İstediğimiz kadar “çubuğu bükelim”, gerçek hayatta bu ikisinin birbirine girişeceğini biliyoruz. Ama artık ikinci olasılığın dillendirilmesinin, sınıfa yönelmenin zamanı gelmedi mi?

Picture Şu andaki haliyle saf sokak gösterileri çıkmaz sokak. Bize başka araçlar da gerek. Ve eğer “Hayır! Sokak bize yeter!” diyorsanız, o çıkmaz sokağın tek çıkar yolu bir “ayaklanma”dır. Bir başka çıkmaz sokak. Ama ilerlemiş olursunuz. Gösterilerden bir şey çıkmayacak diyen insanlara bir sonraki hamleyi söylemiş olursunuz. Hiç değilse yani.

Oysa bu çıkmaz sokaklar silsilesini seçmek yerine, iradi bir müdahale ile çalışan sınıfı hareketlendirmeyi denememiz gerek. Nasıl mı? Öncelikle ruh çağırma seansı şeklinde görülebilecek Athusserci özne yaratıcı jesti, çağırmayı kullanabiliriz.



Devamı için  dazayn.org'a göz atabilirsiniz...  

14 Aralık 2013 Cumartesi

SEÇİMLERE İŞYERİNDEN BAKINCA

...

Son on yılda şirketlerin, patronların biz çalışan insanları aynı AKP gibi yönetmeye başladıklarını anlatacağız. Mesaileri anlatacağız. Şirketlerce alınan, beş kuruşa yaramaz kararları anlatacağız. Bunlarla AKP'nin beş kuruşa yaramaz yönetim anlayışının, kalkınma anlayışının ilişkisini anlatacağız. Toplumu ne hale getirdiğini, bunun sonunun ne olduğunu anlatacağız. AKP'ye verilen her oyun, patronların cebine giren, bizden çıkan para olduğunu anlatacağız. Kısacası, işyerlerindeki problemlerimizin AKP yönetimiyle, “kendine güvenli cehaletin yönetimi” ile ilişkisini anlatacağız.

AKP seçmeni iş arkadaşlarımıza söyleyeceğimiz temel şey şu olacak:

AKP'ye oy verme de, kime verirsen ver! 

Devamı için  dazayn.org'a göz atabilirsiniz... 

1 Aralık 2013 Pazar

DENEYİMLER: İŞYERİ BİRLİĞİ NASIL KURULUR?

...
Sömürüyü arttırmaya çalışan müdürleri tek tek belirledik. Yaptıkları her hareket, konuştukları her kişi gözetimimizde. Etraflarına saçtıkları zehiri, kullandıkları kavramları tek tek ele alıyoruz ve antidotunu üretiyoruz. Neden çok çalışmak gerektiğini mi anlattılar? Çevremizdekilere hemen bunun neden patrona yalakalık olduğunu anlatıyoruz. Nasıl yönetmek gerektiğine ilişkin bir toplantıda konuştular mı? Hemen o şekilde neden yönetilemeyeceğimizi anlatıyoruz. Böylelikle yavaş yavaş “yönetmelerine” engel oluyoruz. Her seferinde giderek ve giderek kullandıkları fikirlerin biz çalışanlar üzerinde etkisiz kaldığını görüyorlar. (2)
...

Devamı için  dazayn.org'a göz atabilirsiniz...



19 Kasım 2013 Salı

İŞYERLERİ BİRLİKLERİNE DOĞRU

Picture Türkiye'deki devrimci sendikacılık ne dünyanın gerekliliklerini ne de ülkenin durumunu karşılayabilir durumda. Karşımıza her gün çıkan problemleri çözmek için düşünceler ve taktikler üretmek yerine reaksiyonlara hapsolmuş, planı olmayan bir sendikacılık anlayışıyla karşı karşıyayız. Bu dertten, sendikaların içindeki bürokrasiye düşman unsurlar da muzdarip. THY grevinde “devrimci” sendikacılığın da, ona muhalif “daha da devrimci” sendikacılığın da sınırlarını on yüz milyonuncu kez görmüş olduk. 

...

Proudhon'un Sefaletin Felsefesi ve Marx'ın Felsefenin Sefaletini okuyan herkes, bu ikisinin mülkiyetin kutsallığı konusunda kapıştıklarını bilir. İlginç olan, anarşistlerin Proudhon'un savunduklarına rağmen mülkiyeti fiili süreçte bir “engel” olarak görmezken, kendilerine marxist diyenlerin Marx'a rağmen, mülkiyeti kutsal görme ve ancak politik iktidar değiştiğinde değişebilecek bir hukuki kurum olarak görme eğilimleri. Burada kendilerine marxist diyenlerin gerçek hayattan kaçıp, politik gölge oyununa sığınma isteklerini görmemek mümkün değil. Oysa, Marx'ta da, Lenin'de de, Troçki'de de işyerlerinin çalışanlarca kontrolü kilit önemdedir. Hem de devrimden sonra, iktidar alındıktan sonra, çıkmaz ayın son çarşambası değil. Olabilecek ilk anda. Lenin'in Uzaktan Mektuplar'ında da, Nisan Tezleri'nde de, Troçki'nin Faşizme Karşı Mücadele derlemesinin ilk başında da fabrikaların denetiminden bahsedilir. Bizim “marxistlerimiz” içinse bu politik devrimden sonra düşünülecek bir ayrıntıdır yalnızca.

Sırf kadim metinler değil, örneğin Zizek de bu konuda açık fikirlidir: “Marx'ın kilit içgörüsü bu bağlamda halen geçerlidir; hatta belki de hiç olmadığı kadar: Marx'a göre, özgürlük meselesi öncelikle siyaset alanına konumlanmamalıdır. (Bir ülkede serbest seçimler yapılıyor mu? Hakimler bağımsız mı? Basın, gizli baskılardan uzak mı? İnsan haklarına saygı österiliyor mu?) Bilakis, gerçek özgürlüğün anahtarı piyasadan aileye “siyasi olmayan” toplumsal ilişkiler ağında yer almaktadır; eğer gerçek bir değişim istiyorsak bu, siyasi reform yoluyla değil “apolitik” toplumsal üretim ilişkileri alanında gerçekleşecektir. Kimin neye sahip olduğuna veya fabrikadaki ilişkilere çok dikkat etmeyiz; bütün bunlar politik alanın dışında kabul edilir, demokrasiden bu alanları “genişleterek” -diyelim ki halk denetiminde “demokratik” bankalar kurarak- bazı şeylerin fiilen değişmesini beklemek yanıltıcı olur. Radikal değişimler hukuki “haklar” alanı dışında gerçekleşmelidir: Ne kadar radikal bir anti-kapitalizmi savunursak savunalım, bunu anlamadığımız sürece, çözümü demokratik kurumlara başvurmakta (ki bu kurumlar da elbette bazen olumlu roller oynayabilir) ararız – kapitalist yeniden üretimin kesintisiz işleyişini güvenceye alan “burjuva” devlet aygıtlarının bir parçası olduğunu asla unutmamamız gereken mekanizmalar.


Devamı için... dazayn.org